The analysis of the importance of Turkish coffee and coffeehouses with the comparison between British and Ottoman culture


Creative Commons License

Çapar İleri S.

RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, no.8, pp.392-397, 2020 (Refereed Journals of Other Institutions)

  • Publication Type: Article / Article
  • Publication Date: 2020
  • Title of Journal : RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi
  • Page Numbers: pp.392-397

Abstract

Coffee is one of the most popular beverages around the world and its social and commercial value is high and widespread. Drinking coffee becomes some kind of a ritual and a favorite pastime activity for many societies. The word “coffee” is originated from the Arabic word qahwa, which later became kahve in Turkish language, and entered European languages after coffee is introduced to Europe from the Ottoman Empire. In the Ottoman Empire, especially in the 16th century, for the first time, Turkish people confronted with the coffee After that time, “Turkish coffee” began to be considered as a special kind of coffee due to the differences both in preparation and presentation. Considering the presentation, roasted coffee beans are boiled in a special pot named cezve in Turkish, usually with sugar, and served in a cup named fincan which is generally similar to an Italian espresso cup in size. In Britain, first coffeehouse was opened by Pasqua Rosée in St. Michael’s Alley, Cornhill, London whose real name was Paşa Rıza. After the introduction of coffee and the establishment of coffeehouses in Britain, the public gave a special meaning to Turkish coffee and coffeehouses as a means of socialization and education. Thus, coffeehouses served to illuminate British citizens for a long time. All in all, this study is aimed to analyse the interaction between British and Ottoman culture in relation to the introduction and negotiation of coffee and coffeehouses in the Ottoman and England.

Keywords: Ottoman culture, Turkish coffee, coffeehouses

Kahve, dünyadaki en popüler içeceklerden biridir. Sosyal ve ticari değeri yüksek bir ürün olarak geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Kahve içmek birçok toplum için bir çeşit ritüel ve en çok tercih edilen boş zaman aktivitesi haline gelmiştir. "Kahve" kelimesi, daha sonra Türkçede kahve haline gelen ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan Avrupa'ya getirildikten sonra Avrupa dillerine giren Arapça qahwa kelimesinden gelmektedir. Türk halkı kahve ile ilk kez 16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nda tanışmıştır. O zamandan sonra hem hazırlama hem de sunumdaki farklılıklar nedeniyle “Türk kahvesi” özel bir kahve türü olarak görülmeye başlandı. Sunumu göz önüne alırsak, kavrulmuş kahve çekirdekleri Türkçe'de "cezve" adı verilen özel bir kapta, genellikle şekerle pişirilerek, İtalyan espresso fincanı boyutunda olan "fincan" adı verilen özel kapta servis edilir. İngiltere'de ise ilk kahvehane, Pasqua Rosée veya gerçek adı Paşa Rıza olan bir Türk tarafından Londra, Cornhill, St. Michael's Alley'de açılmıştır. Britanya'da kahvenin tanıtılması ve kahvehanelerin kurulmasının ardından ise halk hem sosyalleşme hem de eğitim aracı olarak Türk kahvesine ve kahvehanelerine özel bir önem verdi. Böylece kahvehaneler uzun süre boyunca İngiliz vatandaşlarının aydınlanmasına hizmet etti. Sonuç olarak, bu çalışma, Osmanlı ve İngiltere'de kahve ve kahvehaneleri anlatırken iki kültür arasındaki etkileşimi incelemeyi amaçlamaktadır.

Anahtar kelimeler: Osmanlı kültürü, Türk kahvesi, Kahvehaneler