Kentlilik Bilinci ve İzmir Tarihi


KIRILMAZ L.

Ege Üniversitesi, İzmir, 2017

  • Basım Tarihi: 2017
  • Yayın Evi: Ege Üniversitesi
  • Basıldığı Şehir: İzmir

Özet

Bir şehrin gerçek sahibi o şehirde yaşayan, kentle bütünleşen ve kendisini kente ait hisseden kişilerdir. Kentlilik bilinci kavramı ile ifade edilmek istenen de, kentte yaşayanların kentle bütünleşmesi, kendini kente ait hissetmesi ve dolayısıyla kente karşı sorumluluk duygusu taşımasıdır.

Bir başka ifade ile kentlilik bilinci, kentte yaşayanların var olan değişik kimliklerinin (Müslüman, esnaf, sanatkâr, İzmirli, Adanalı gibi)  yanı sıra bir de içinde yaşadıkları şehirle özdeşleşebilen bir kimliğe sahip olmalarıdır. İzmir’de yaşayanların aslen ait oldukları memleket kimliklerinin yanında kendilerini İzmirli olarak da tanımlayabilmeleri gerekmektedir.

İzmir ve benzeri büyük ölçekli, hızla büyüyen kentlerde bu anlayışı görmek adeta imkânsızlaşmıştır. İnsanlar, aynı kentte yaşamalarına ve kentin kaderini ortak paylaşmalarına rağmen kendilerini o kentle özdeşleştiren bir kimlik taşıma gereği duymamaktadırlar.

İnsanların kendilerini yaşadıkları kentle özdeşleştirmemesi, kendisini o kente ait hissetmemesinin sonucu olarak kente karşı bir sorumluluk duygusu da oluşmamaktadır. Bu olumsuzluğun sonucunda da sahipsiz kentler oluşmaktadır. Sahipsiz mekânların sonucu ise tahrip olmak, hor kullanılmak ve gelişememektir.

Kentlilik bilincinin gelişmesi için ortak bir kentte yaşamak yeterli bir özellik değildir. Bir şehirde yaşayan insanların yaşadıkları şehre karşı ait olma (aidiyet) duygusu taşımaları ise o şehri korumaları, geliştirmeleri, şehrin imarı ve yönetimine katılmalarıyla mümkün olabilmektedir. İnsanlar kendilerinin içinde oldukları olguları çok daha kolay sahiplenmektedirler.
Kentlilerin kentine sahip çıkabilmeleri için kenti algılamalarının da doğru olması gerekmektedir. Kentleri “yalnızca kendisinden çıkar sağlanacak bir nesne olarak gören çevrelerin”, kente karşı hassas olmaları beklenemez. Bu anlayıştan korunmanın yolu da, kenti tanımak, kentle bütünleşmek ve kentli kimliğini kazanmaktan geçer. Kentliler kendilerini kentin aktif katılımcı bir parçası olarak kabul etmeli ve kenti makro bazda evleri olarak görmelidir.

İnsanların şehri koruması, sahiplenmesi için öncelikle o şehrin içinde olmaları gerekmektedir. Şehrin içinde olmak ise mekânsal bağlamda sabit değil, sosyal, kültürel ve siyasal anlamda aktif bir süreçtir. İnsanlar kentin yönetimine katılabildikleri oranda kendileri ile kent arasında anlamlı köprüler kurabilir ve kentlerini sahiplenirler.

Ancak, kentin yönetimine katılmak da tek başına yeterli bir unsur değildir. İnsanlar kentte kendi geleceklerini bulabilmelidirler. Kendi geleceği ile kentin geleceği arasında anlamlı köprüler oluşturan kişiler, kentin geleceği ile daha yakından ilgilenmeye ve kendi gelecekleri için kentin geleceğini önemsemeye başlarlar. Dolayısıyla, kentlilik bilincinin gelişebilmesi için kentin de insanlara gelecek vaad etmesi gerekmektedir.

Günümüzde katılımcı demokrasi olarak tanımlanan yeni yönetim anlayışı, kentlerimizde hayata geçirilmeli ve hemşehrilerin “belediye işlerine iştirak etme” hakları olduğunu hatırlatılmalıdır.

Bir yerleşim yerinin kentleştiğinin önemli bir göstergesi burada yaşayan insanların sosyal tavırları, ilişkileri ve bilinç durumlarıdır. Yaşadığımız kentin sorunlarına yönelik ne derece hassasiyet sahibi olduğumuz, çevremizde yaşanılan olumsuzlukları gidermeye yönelik bir çabamızın olup olmadığı gibi hususlar kentlilik bilincinin seviyesini de göstermektedir. İçinde bulunduğumuz  yüzyılda insanların çoğunluğu kentte yaşamaktadır. Kentte yaşayanların kentliye uygun "erdemli insan" olmasıyla bu yaşam her birimiz için daha anlamlı ve sürdürülebilir hale gelecektir.

Tanımadığımız bir yeri sevmemiz mümkün değildir. Tanımak için de kenti gezmek gerekir. Kentlilik bilinci, bir kente karşı sorumluluk hissetmek; her şeyi ile o kente sahip çıkmaktır. Daha güzel ve daha yaşanılabilir bir kent yaratmak için anahtar konumdaki bu kavram aynı zamanda yaşayan birer varlık olan kentlerin sadece bugününe değil geçmişine de ilgi duymak ve tarihsel mirasına sahip çıkmayı gerektirir. İzmir'in daha güzel, daha yaşanılabilir bir kent, bir dünya kenti olması için kentin tarihine geçmişine sahip çıkmak bu bakımdan her zaman için çok önemli bir görev olmalıdır. Hele ki söz konusu kent "Güzel İzmir" ise geçmiş daha da büyük anlam kazanır.

Kentlilik kültüründe en başta gelen konulardan birisi de, Kentlileşme bilincinin oluşturulması için toplum yönlendiricileri, yöneticiler, aydınların özverili ve sabırlı olmalarıdır. Bilinçlendirme ancak yaygın eğitim teknikleri kullanarak sabırla ve düzenli olarak yapıldığında mümkün olabilir. Mermeri delen, damlanın gücü değil sürekliliğidir.